PsikopatlarSaz Caz RakEdebiyyatVeni Vidi VıdıRopürtajBi Cift Laf EtDerdim VarLink Mink

Sevgili Kardeşim Deniz’e...

Aramızdan ayrılalı bir seneyi geçiyor. Geçtiğimiz yılın 16 Eylül’ünden beri yoksun... Ama beden olarak... Seni hep içimizde yaşattık... Her konuşmamızda, her amacımızda, her fikrimizde sen varsın...

Biliyor musun, amca oldun! Sema ile bir kızımız oldu... Adını tahmin et... Elbette; Deniz... Senin minik adaşın... Buna seni kaybettiğimizde karar vermiştik Sema ile... Bir çocuğumuz olursa, erkek de olsa kız da olsa adı Deniz olacaktı... Yeniden Deniz’le olacaktı her şeyimiz... Yeniden Deniz diye seslenebilecektik... Sevgiyle...

Seni çok özledik Deniz... Hani birileri ölür, sonra unutulur filan ya... Seni hiçbirimiz unutmadık. Seni tanıdığım o kadar kısa süre içinde öyle kaynaşmıştık ki... Bütün arkadaşların seni çok seviyor, bunu unutma...

Geçen 16 Eylül’de Burak ile ziyaretine geldik. Sigara içtik beraber... Burak’la sana Beşiktaş forması getirmiştik. Sonra Mehmet geldi... Oturduk senden bahsettik. Anlayacağın seni çekiştirdik biraz...))

Pençe sensiz olamazdı, olmadı da zaten... Her açtığımızda seninle karşılaşıyoruz. Senin gittiğine inanmıyoruz. Buralarda bir yerlerde dolaştığını, bizi izlediğini biliyoruz. Kızıma her baktığımda, ona her Deniz dediğimde, sen de yaşıyorsun...

Öldüğüne bir türlü inanamadık Deniz... Demek Porche’ye bindin ha?

Mehmet buna dair, o kadar güzel bir şey yazdı ki, siteye;

Pençe Porche’ye binmez...

Binse de, inemez...

Güzel kardeşim Deniz... Sana daha önce yazdığım bir mektupta, “bekle bir gün yanına geleceğim” demiştim. O gün ne zaman gelir bilemiyorum ama, elbet yeniden takılacağız bir şekilde... Yakında...

Unutmadan... Gömleğin hala bende...

Görüşürüz, kardeşim...

Cengo


Bir şiirindeydi galiba Can Yücel’in, “bir insan ancak haberini aldığınız zaman ölür” gibisinden bir şey söylüyordu.

Ne kadar doğru.

16 Eylül Cumartesi saat 11.20’ye kadar yaşıyordu Deniz benim için. Fazladan 65 dakikacık.

16 Eylül Cumartesi saat 13’te Ihlamur Kasrı’nda buluşacaktık. Pençe’nin yayına geçmesi için son kez toplanacaktık.

Saat 10.30’da Cenk’le buluştuk. Deniz’in geç kalktığını bildiğim için telefon edip uyandırayım, sonra da bir yerlerden gidip alayım onu da diye düşünmüştüm. Sonra kıyamadım, uyusun biraz daha dedim kendi kendime, aramadım.

Çocuğum, meleklerle uyuyor şimdi.

İçimden kopan o kadar büyük ki.

QUI GON


Obi,

Üç aydan fazla oldu görüşmeyeli. Naslısın desem ne dersin bilmiyorum, bir şey der misin onu bile bilmiyorum aslında. Her neyse, sana buralardan bahsedeyim. Gerçi görüyorsundur ya…

Aslında üç aydan fazla dedim ama galiba tam üç ay oldu. Hatırlarsın, Barcelona maçı. Maçtan önceki pazar günü sana vermek için bir kaşkol almıştık fakat kısmet olmamıştı bir şekilde vermek. O zaman demiştik ki, Barcelona maçında bir minik Beşiktaşlı bulur ona veririz senin adına diye.

Uhura ablan “İlla sarışın mavi gözlü bir çocuk bulun ona verin kaşkolu” diye tutturdu evden çıkarken. “Olur” dedim. Dedim ama o kalabalıkta nerde bulacan böylesini? Neyse bulamadık zaten, elimizde kaldı kaşkol maç boyu. Sallayıp durduk. Maç da muhteşemdi hatırlarsın (Nasıl unutulur ki?) Bitime beş dakika kadar varken, herkes gibi coşmuş zaferi kutlarken, gözüm takıldı sana: Ufacık beyaz bir balon olmuştun, yeni açığın oralardan bir yerden kopup tek başına süzüldün yukarı doğru. Sonra anlattığımda diğer Pençe’lerin de farkettiğini gördük.

Neyse, maç çıkışı “elimizde kaldı kaşkol ya” diye söylenirken, tam çıkışın önünde, Hani filmlerde olur ya, kalabalığın arasında gördüm seni: Sarı saçların kısacık kesilmişti, gözlerin gene maviydi, boyun en fazla bir yirmi falandı ama… Hemen hepimiz aynı anda gördük galiba, yanına yaklaştık, sorduk:

“Küçük, sen Beşiktaşlı mısın?”

“Evet abi” dedin.

Kaşkolu uzattık, başını okşadık…

“Al, bu sana Deniz abinin hediyesi, iyi sakla” dedik.

Kaşkola sarılıp koştura koştura gidişini hatırlıyorum.

O günden beri görüşemedik işte.

Neyse gördüğün gibi, Pençe artık tamam. Çok gecikti, çok uzadı ama güzel oldu be…

Arada sana böyle bir kaç mektup daha yazsam diyorum. Ne dersin? Olanı biteni anlatırım falan. Hani vardır gözünden kaçan şeyler diye.

Olur mu?

Özledim be birader, öpüyorum.

QuiGon


Seni tanıdığım gün
emre'nin günlüğünden;

12 Eylül 1999 Pazar
Sabah ütü yaptım,
Erdem kombinemi getirdi.
3 gibi Kazan'a gittim, Deniz Yolaç'la tanıştım.
Cenk ile M.Koçdemir de oradaydı.
Dörtbuçuk gibi kalktık.
PAF maçı 2-1 BJK-Denizli:1-1 (Ertuğrul)
Kadir Tozlu (ibne hakem)"