PsikopatlarSaz Caz RakEdebiyyatVeni Vidi VıdıRopürtajBi Cift Laf EtDerdim VarLink Mink

Doğaçlama - 3
Yazan:profesör kien ( 2/1/2003 16:12 )

Her zamanki gibi açıktı caz standartları enstitüsünün kapısı, güleryüzlü Nancy içeri giriverdi. Dokunaklı Webstervari saksofon dokunuşlarıyla gülümsüyordu. “Gülümseme hüzün verir mi” diye merak eden odadakiler, piyano ve gitarın eşliğinde buldular yanıtlarını: “Nancy'nin kirpikleri gülüyor, gözleri ağlıyordu.”

İki dudağını birbirine değdirmeden dansedişi ağzının... güleryüzlü Nancy'nin hüzün dolu sevincine bambaşka bir anlam katıyordu... Tabii ya, Nancy sevdiği için gülüyor, dokunamadığı için ağlıyordu.

“İşte, sevdiğim adam” dedi Nancy, “korunaklı bir Gershwin bestesi”. Yaylıların önünde tırmanıp tırmanıp gerileyen soylu bir alto sesi sustuğunda tümüyle, şarkının tam içindeydi Nancy. Önce çok ağırdan, “bir gün geleceğini ve onu yanında tutmak için her şeyini vereceğini” söyledi. “Ve elleri kavuştuğunda”, çok saçma ama, “tek bir söz bile sarfetmeyeceğini” ekledi. Sonra, günleri seçti; Pazar, Pazartesi derken, Salı'da karar kılıverdi. İki kişilik evlerini düşledi ve bekledi, hep bekledi...

Hızlanıverdi sözler ardından ve bu kez bir kerede dökülüverdi ağzından. "The Man I Love" dağılıverdi...

Nota salkımları piyanonun tuşlarını boğarken, ensesine yediği tokatla parçalandı “sevilen adam”. Bir “do” verdi hayata; do majörle yapılabilecek o kadar çok beste var ki daha dünyada...

Titrek parmaklarıyla melodiyi yeniden yakaladı Nancy. Gülümsedi. Tıpkı Chaplin gibi... “Smile” diyen uzun perdeli bir gitar solosu, perdeyi Nancy’nin omuzlarına kadar çekip, tüm rüyalarını örtüverdi..

Bir sigara yaktı Nancy, uykusuzluğun ıssızında. Parmaklarının arasına sıkışan dostluk, tüm efkarlı birlikteliğini odanın loş havasına bıraktığında, acıdı gözleri... Duman, gözlerindeydi. Karanlıkta, yalnız beyaz tuşlara dokunabilen parmakları ve iki dudağının arasına sıkıştırdığı kutsanmış sigarası, ağlayıverdi...

Bir film hilesi ya da sahte bir öpüş değil, yaşadıklarının ardında bıraktığı bir nefes, bir gölge, bir duman... gözlerine kaçtığında kim ağlamaz ki?

Bir sanrı ya da uzaktan işitilen bir haykırış değil... hayatın dumanı... gözlerinde birikti... “Smoke Gets In Your Eyes”, o kadar usul usul tınlıyor ki, tekrar kapanıverdi gözleri...

Hiçbir nefes değmemeli yüzüne, hiçbir nefesli girmemeli şarkıya; o ve piyanosu ve usulcacık bir bas dokunuşu, gözlerinde yoğunlaşmalı... kocaman bir damla olmalı...piyanonun tuşlarına düştüğünde... patlamalı... ve tekrar ve hep ve illa duman olmalı... Tıpkı toprağa karışıp melodiye dönüşen "The Man I Love" gibi.. Nancy'nin ruhuna dolanmalı...

Bulanık silüetler, loş bir meyhane ortamında giderek silinen yüzler değil belki de kastettiği... belki de çok somut bir şeyden, küçük kızının gözüne kaçan dumandan şikayetçi Nancy... Onun şikayetleri ise pek eğlenceli; Miss Otis namlı peri, öğle yemeğine gidemediği için çok dertli... Bu kadar basit işte onun derdi. Cole Porter, dünyanın tüm madame'larına şikayet ederken Otis'i; alımlı, haylaz, kendini beğenmiş ama yine de zarif bir genç kız olarak tasarlamadı mı onu sanki? Nancy'nin küçük kızı... işte böyle sevimli...

Yaptığı onca hoppalığın ardından yine de sıkılgan, utangaç bir bakış fırlatabiliyor annesine. Ne yaparsa yapsın, olanak yok bugün öğle yemeğine gitmesine... Ceylan gibi sıçrayıp duran Angelica'ya ya da yıldızların altında uyuklayan Stella'ya bırakıyor sofradaki ve notalardaki lezzeti...

Bunlar da diğer küçük kızları Nancy'nin... Angelica'nın ceylanlığını açıkça ilan ediyor zaten üstad Ellington... Hatta mor bir ceylan olduğunu söylüyor onun... Brecht'in, yazarın bağımsız yaratıcılığını, düşlem gücünün uçsuz bucaksızlığını betimlerken kullandığı Mavi Atlar gibi... Kimse yazarken ya da notalarına dokunurken piyanonun, hayatı doğaçlarken kısacası, Mavi bir At ya da Mor bir Ceylan düşlememizi engelleyemez ki...

İşte böyle, alabildiğine uçarı bir kız çocuğu Angelica... Meleklerin dünyasında doğulu ritmlerle dans etmeyi bir parçası bilmiş kişiliğinin. Neşeli, kıvrak, hatta oynak, biraz da umursamaz. Tam tersi yani, ablası Stella'nın... Victor Young'ın ılımlı bestesinden kanayan bir yara gibi süzülen acı, haykırmıyor, bağırmıyor, sadece gerisin geriye yarayı dağlıyor. Bebeğinin yarasına tentürdiyot bastıktan sonra şefkatle üflemesi gibi bir annenin, trompetine üflüyor içindeki tüm acıyı. Böyle yalnız bırakmamalı gecenin karanlığında Stella'yı... Tüm yıldızlar, güneş olup birer birer çakmalı...

Gecenin karanlığında serin bir soluk, cılız bir ışık, mutsuz bir kalp arayanlar için tüm benliğini koydu Stella ortaya. Tüm bu ötüşen kuşlar, onun ıslığı aslında; çağırıyorlar ölen bütün cazcıların ruhlarını tekrar dünyaya...

Gece gündüz standart tartan sakinleri Enstitü'nün, dayanamıyorlar artık bu kadarına; önce Chet'i atıyorlar pencereden aşağıya, sonra Bird'ü, Bud'ı, Stan'ı ve bilimum Camarillo çatlağını boğuyorlar ota... Ota, boka bulaşmayan onlarcasını sıkıştırıyorlar köşeye, bucağa... Enstitü standartları birleşiyor tek bir caz ruhunda... Oysa...

Oysa artık “öylesine hafif ki, gündoğumu sanki, sabahki”... “Şarap ve gül günleri”ne doğan bir güneş gibi coşkulu ve istekli, yine de hafif... “Sonbahar yaprakları”nın yere düşerkenki hareketlerini taklit ediyor kendince, çevresinde döner gibi basit figürlerle yürüyor... “Yalnız ve birlikte”, “gece ve gündüz”, “beden ve ruh”, hepsi aynı figürün içinde, nüfuz ediyor tüm benliğine... “Gündoğumunun ta kendisi” diyor Sonny Rollins, “sabahki”... Aynı hafif dokunuşun ve yürüyüşün gölgesine yağmuru bırakıyor Coleman Hawkins de; “işte bu yağmurlu gün”de, ruh ve beden ayrılıp birleşiyor sevgide...

“Yürüyor”... yürüyor “yeşil yunus caddesi”nde... Sevgililer gününde, “sevgili ve neşeli Valentine”ine küçük bir hediye alacak belki de... Ya da “sefahat dolu bir yaşam”a savrulacak, kime ne?..

“Geceyarısına doğru”, “o yaşlı şeytan ay”ı henüz doğmamışken, karanlıktan istifade sıcak bir öpücük yolluyor köşedeki fahişeye... “Çok kolay aşık oluyorum” diyor ve “her şey benim başıma geliyor”... “Nedir bu aşk denilen şey”?..

Yanıt, “fırtınalı bir hava”, “derin bir okyanus” ya da “sadece arkadaşız” olabilir. Ya da “sen ve gece ve müzik” diyen, “sofistike bir leydi”...

“Bir gün prensim gelecek” diye bekleyenler için, “onu benden alıp götüremezler” de diyecektir birileri... Yanıt bitmez, çünkü kendi yaşadığından “daha büyük bir aşk yok”tur, “aşık adam” için...

“Yeşilin içindeki mavi”dir onun gözleri, çölün ortasında ilerleyen bir “karavan” bedeni, “güneşin doğusunda, ayın batısında”dır yüreği...

O, güleryüzü Nancy, hemen ayağa kalkıp sonsuza dek dansetmeli, Enstitü'nün “parti sona erdi” diyen davulcularını da peşine takıp gökyüzüne yükselmeli... “Gökkuşağının üzerinde”, tüm renkleri müzikle emzirmeli...

***

Caz Standartları Enstitü'nün notu: Nancy With The Laughing Face, The Man I Love, Smile, Smoke Gets In Your Eyes, Miss Otis Regrets, Angelica (aka Purple Gazelle), Stella By Starlight, Relaxin' at Camarillo, Softly As In A Morning Sunrise, Days Of Wine And Roses, Autumn Leaves, Alone Together, Night And Day, Body And Soul, Here's That Rainy Day, Walking, On Green Dolphin Street, My Funny Valentine, Lush Life, Round Midnight, Old Devil Moon, I Fall In Love Too Easily, Everything Happens To Me, What's This Thing Called Love, Stormy Weather, How Deep Is The Ocean, Just Friends, You And The Night And The Music, Sophisticated Lady, Someday My Prince Will Come, They Can't Take That Away From Me, There's No Greater Love, Lover Man, Blue In Green, Caravan, East Of The Sun West Of The Moon, The Party Is Over ve Over The Rainbow üstüste dinlenmemelidir. Öldürücü olabilir!

Saz Caz Rak

sitra pontin
Adı: KING, Soyadı: CRIMSON

11/11/2005 16:31


Serkan
BABA HAKKI – CLIFF BABA

9/7/2003 17:27


William Munny
Nocturama

24/2/2003 17:40


profesör kien
Doğaçlama 1234

16/1/2003 15:21


profesör kien
Doğaçlama - 4

9/1/2003 13:31


profesör kien
Doğaçlama - 3

2/1/2003 16:12


profesör kien
Doğaçlama 2

27/12/2002 10:45


profesör kien
Doğaçlama 1

19/12/2002 17:37


Seykoah
THE SPIRIT CARRIES ON

11/11/2002 11:04


Dora Maar
Youssou N'Dour - 21. yüzyılın Griot'su

25/10/2002 13:17


   Sonraki sayfa >>