PsikopatlarSaz Caz RakEdebiyyatVeni Vidi VıdıRopürtajBi Cift Laf EtDerdim VarLink Mink

Beni kan tutardı
Yazan:Serkan ( 8/10/2003 18:08 )

Güneş doğmak üzere... Sınıra yakın bölgedeki Suriye şehrinin parlak ışıkları yerini güneşin parlak ışıklarına bırakmak üzere... Haritama bakıyorum. Şehrin ismi Quamishli . Türkçesi olsa olsa Kamışlı’dır... Ne önemi varsa...

Daha bu ilk operasyonum. Bu araziye ilk defa çıkıyorum. İstiklal Caddesi’nde Amerikan malları satan bir mağazadan almıştım bu postalları...”Çok sağlamdır” demişti satıcı... Şimdiden paramparça oldular. Adamın da günahı yok. Ne bilsin ki küçük küçük sivri kayacıklardan oluşan bir arazi olacağını. Her adımda ayağımın altı acıyor. Olsun bu adımda da mayına basmadım ya...Çok şükür...

Hoop işte bir adım daha mayınsız geçti. Ülkemin belki de en tehlikeli toprakları... Ülkemin “onlar” tarafından en çok mayınlanmış toprakları... Şükür bu adımı da atlattık...

Sadece bir günlük kumanyamız kaldı. O da ihtiyat olarak fazladan verilmişti. Allah’tan bölüğe döneceğiz. İnşallah bir aksilik çıkmaz. Hah, araçların beklediği bölük gözüktü. Adımlar hızlandı artık. Mayın kimin umurunda ki... Bölüğe döneceğiz...

Nizamiyenin kapısındaki asker yarısı buz tutmuş suyu uzatıyor. Bir yandan “hoşgeldiniz komutanım” diyerek. Yorgun bir “Sağol” çıkıyor ağzımdan. Askerlerimin tüfeklerini boşalttırıp araçlara bindiriyorum. Diğer asteğmen arkadaşların yanına gidip muhabbete katılıyorum. Arada telsiz konuşmaları geçiyor. Rutin haberleşmeler... 20-25 dakika geçiyor aradan. Ali Teğmen’in postası geliyor yanımıza yorgun ama hızlı adımlarla... Çağırıldığımızı haber veriyor. Yanına varıyoruz. Bir Land Rover’in önüne serilmiş büyükçe bir harita. Diğer bölük komutanları ile görüşüyorlar. Piyade birliklerinin komutanları da orada...

Yeni bir operasyona kaydırılıyoruz. Gerekli bilgileri alıyoruz. Herkeste hayal kırıklığı... Eminim herkes benim gibi dönüşte yapacağı banyonun hayalini kurmuştu. Silahlar tekrar doldurulduktan sonra tekerlek dönüyor. Yıllar önce belgeselini hayranlıkla izlediğim, müziğine aşık olduğum İpek Yolu’nun üzerinde ilerliyoruz. 3 metre sağımızda Suriye sınırı. Bir süre sonra bir köy yoluna sapıyoruz. Telsiz konuşmaları devam ediyor. Arkama dönüp bakıyorum. İki gündür arazideyiz. Yorgun düşen askerlerim uyukluyor. Cama vuruyorum. Sıçrayıp düzeltiyorlar kendilerini. Bir süre sonra iniyoruz araçlardan. Yavaş yavaş yükselen bir yamaca vuruyoruz kendimizi. Gittikçe dikleşip yükseliyoruz. Tepede ilerledikten sonra bir iniş ve çıkış daha...

Bu ne harika bir yeryüzü parçası ! Derin bir vadinin sol tarafındaki sırtlardan tek sıra halinde ilerliyoruz. Karşı sırtlarda da piyade birlikleri var. Vadinin içinde başka bir bölük arama-tarama faaliyeti yapıyor. Onlar daha yavaş ilerliyorlar. Biz onların emniyetini almış vaziyette ilerlerken ön taraftan çökün emri geliyor. Herkes bulduğu bir kaya parçasına oturuyor. Yorgunluktan kimse kendi emniyetini düşünmüyor. Açıp bisküvi yiyenler, terlemiş üstünü değiştirenler... Herkes bir hedef şu anda... Bende su istiyorum askerimden. Bir-iki yudum alıp şişenin kapağını kapatırken gözüm karşıdaki ufak kaleciğe ilişiyor. Vadinin ortasında bir tepecik,tepeciğin üzerinde bir kalecik. Sonradan öğreniyoruz. İpek yolunu kontrol eden Ermeniler yapmış zamanında... Dürbün isteyip inceliyorum. Bazı bölümleri zamana ve insana yenik düşmüş, yıkılmış. Ön taraf hareketleniyor. İlerlemeye devam ediyoruz. Saat sabahın 09:00 civarı...

Biraz daha ilerleyip çöküyoruz. Vadideki birlik kaleciğe doğru çıkıyor. Birlik dediğim bir timden daha az. 10 kişi ya var ya yok. Askerlerimi uyarıyorum. “1 hafta sonra teskere alacaksınız emniyetinizi alın” diyorum. Gideceğimiz istikametteki bölgeyi inceliyorum. Vadinin ağzı daralmaya başlıyor. Ağaçları inceliyorum. Vadinin ağzı daha bir yeşillik. Ağaçlar daha sık.

Birden bir patırtı kopuyor. İrkiliyorum. İlk gelen kaleşnikof sesiydi. Sonra G3 sesi... Temas sağlanmıştı. Kaleciğe çıkan timin komutanı asteğmenin sesi geliyor telsizden heyecanlı heyecanlı... Nefes nefese... İki askeri vurulmuş. Bulunduğu yerden bir şey yapamayacağını söylüyor. Biraz aşağıda kalmış. Tepemizden arasıra kurşunlar geçiyor “ciyuv” sesi çıkartarak. Bulunduğumuz mesafe ve konuma göre kurşun yememiz zor. Ama yine de ürkütüyor insanı...Timin komutanı, bölük komutanıyla telsizden haberleşiyor. Direktifler alıyor. Bu telsizler kriptolu. “Onlar” dinleyemedikleri için rahatça haberleşebiliyor bizimkiler. Pür dikkat dinliyoruz. Gerçekten zor durumdalar. Sırtlardaki bizler fazla destek veremiyoruz şu aşamada... Bizimkileri de vurabiliriz. Bir yandan çatışma devam ediyor. Bir süre sonra Diyarbakır’dan kalkan Cobra helikopterlerinin “pat pat” sesleri geliyor uzaklardan. Henüz görünürde yoklar. Telsizden haber geliyor. Vurulan askerlerden biri kalkmış. Ve o çatışmanın ortasında oturmuş sigarasını içiyor… Nasıl bir şoka girmişse artık... Emniyetli bir şekilde alıyorlar onu ordan...

Ufukta pat patlayan kobralar gözükmeye başlıyor. Arka arkaya uçan iki kuş gibi... ”Geldik yavrum sık dişini” diyor pilot...İnsana güven veren bir ses tonu var... Tüylerim diken diken oluyor. 20 mm’lik mermileri sallamaya başlıyor kaleye... Tozlar kalkıyor mermilerin düştüğü yerde... Pilot gayet sakin… Kimbilir kaçıncı kez “güven” veriyor sıkışmış olan bir birliğe... Timdeki asteğmen bir yandan yer tarif ediyor cobraya... Oldukça dişliler... Mühimmat takviye etmek için geri gidiyor cobralar...

Bir “film” gibi izliyoruz çatışmayı. Geri geliyor cobralar... Kendi deyimleri ile “çizmeye” devam ediyorlar... Piyadeler geri tepmesiz top atıyorlar... ”Tamam” diyor pilot telsizden... ”Bir tanesi topla beraber mağaraya girdi”. 10 dakika sonra girdiği mağaradan çıkıyor... Pilot “çizmeye” devam ediyor. Ufukta başka bir helikopter beliriyor. Bu bir “Skorsky”. Personel taşımak için. Emniyetli bir yere iniyor yavaşça... içinden “özel harekat birlikleri” iniyor. Yavaşça kaleye tırmanıyorlar. Birer birlik de sırtlara indiriliyor. Teması onlar devralıyor yavaştan. Karınca sürüsü gibiler uzaktan bakınca. Kaleye oldukça yaklaştılar. El bombası mesafesindeler artık. Sırtlardaki birlikler kademeli ve kontrollü bir şekilde destek veriyorlar. Birlik komutanından emir geliyor. “Kanasçını al Kubilay’ın yanına git.” İbrahim’i çağırıp eğilerek Kubilay’ın yanına gidiyorum. Onun yanında da özel harekattan bir kanasçı var. Bir bacağını altına almış vaziyette çökmüş. Arasıra ateş ediyor. Bir yandan bizle muhabbet ediyor. “Hah vurdum bi tane” diyor. Hiçbirşey olmamış gibi muhabbetine devam edip ateş ederek...

Silah sesleri kesildi artık. Özel harekatçılar kaleciğin içindeler. Saatime bakıyorum. Öğleden sonra 16:00 civarı... Telsizden emir geliyor. Temasa giren birlikle beraber geceyi kalede geçireceğiz. Bulunduğumuz sırttan aşağı iniyoruz. İnmek tırmanmaktan daha yorucu... Kaleciğe tırmanmaya başlıyoruz. Ve oradayız... Manzara korkunç... Etraf yanık kokuyor. Her tarafta boş mermi kovanları... Farklı yerlerde cesetler… 7 kişiler... Dünkü çatışmadan kaçanlar bunlar... Bir tanesi dün yaralanmış elinden... Orlon iplikle dikmiş bileğini... Bir tanesi üstdüzey birisi... Sözde eyalet sekreteri... Zafer işareti yaparak ölmüş... Neyin zaferi ise?...

Askerlerimi yerleştiriyorum mevzilere... ”Dikkat edin” diyorum... ”Her an şu çukurcuklardan biri çıkabilir” diyorum gülerek... Kendi mevzimde yarı yatarak yıldızları seyrediyorum. Bir yandan hayret ediyorum kendime... Cesetlere nasıl bakabildim diye... Doğru ya beni kan tutardı........

Edebiyyat

Sitra Pontin (Atilla Birkiye'den)
MİNE

2/3/2006 14:10


Sitra Pontin (aktaran)
AŞK İSYANI, EVLİLİK NİSYANI KIŞKIRTIR

23/11/2005 11:37


sitra pontin
SİNEMANIN KRAL-OZANI ANDREY TARKOVSKİ

15/11/2005 10:17


sitra pontin
İçinde Beşiktaş geçen üç şiyir

10/11/2005 13:37


profesör kien
müfettiş chapuisat dizisi 100-101 (polisiye destanda yüzyıllık şiyirsellik)

30/1/2004 14:37


Serkan
Beni kan tutardı

8/10/2003 18:08


m.pençe
bir beşiktaşlılık öyküsü

16/1/2003 23:52


Cenk
Kafa Sesi

22/11/2002 11:13


MieLLeuX
Eski Bir Defter

19/2/2002 10:47


MieLLeuX
Yıllarca uzaktaki sevgiliye mektup...

28/1/2002 14:12


   Sonraki sayfa >>